18 Aralık 2010 Cumartesi

D- Peygamber Efendimize Kim Daha Saygılı?


D- Kuran’a ve Peygamber Efendimize Kim Daha Saygılı?

           Benim gibi düşünenlere yani özellikle ve öncelikle kendisine din bakımından Kuran’ı rehber edinmeye çalışanlara, biraz önce anlattığım tipteki anlayışların temsilcileri; “Peygamber yaşayan Kuran’dır. Bunlar Peygambersiz bir din istiyorlar. Önce Peygamberi saf dışı edecekler , sonra da Kuran’ı ve dini!” diyorlar!
            Bunu diyenler bal gibi yanılıyorlar. Yanılmayanlarsa bal gibi art niyetli olanlar! Biz bu noktada Peygamber Efendimizin önce kul yani insan, kulluktan sonra da elçi olduğunu hatırlayalım. Dolayısıyla O’nu öncelikle kul tahtına oturtalım.
Ancak onun sıradan bir kul olmayıp seçkin ve örnek bir kişilik olduğunu da iyi bilelim. Lakin bakınız.! Dikkat ediniz, “örnek” diyoruz!
Yani örnek alınılabilir vasıfta olduğunu söylüyoruz. Bu durum önemlidir. Herkes O’nu meşrebince ve gücü yettiğince örnek edinebilir!
O elçilik görevini Kuranı tebliğ etmekle bitirmiştir. Veda haccındaki hutbesinde bu durumu da şahitlendirmiştir. Ashabına ve insanlara teyit ettirmiştir. Bu durumda biz O’nun elçiliğini ve dinini Kuran’da, örnekliğini ise hayatında arayacağız. Bu örneklik türünden aramayı da, Kendisinin ancak bir kul olduğu gerçeği ve nazarıyla yapacağız. Peygamber Efendimize, “Yaşayan Kuran” denilmesindeki kastın, Kendisi için “Kural koyucu” demek anlamında olmadığını bileceğiz.
O’na “Yaşayan Kuran” demenin  manasının “Kuran’ı en iyi Peygamber Efendimiz anladı ve hayatına en iyi o uyguladı.” demek olduğunu bileceğiz ve bunu böyle söyleyeceğiz. Evet bu anlamda O, yaşayan Kurandır! Yoksa: “O ne yaparsa yapsın din kuralıdır.” demeyeceğiz. Hatta işi daha da ileri götürüp, Peygamberi din kuralı koyucusu konumuna taşımayacağız. Taşımayacağız çünkü:
O’nun ilk mertebesi iyi bir kul olmaktır. Bundan sonraki mertebesi ise; Allah’ın Elçisi yani resulü olmaktır. Yoksa, haşa ortakçısı falan değil! Bir taraftan Allah, diğer taraftar elçi kural koymaz.
Diyelim ki Peygamber Efendimiz, atomun nasıl parçalanacağına dair veya benzeri bir kuralı, yasayı koyabilmiş midir ki dinsel bir kuralı koymuş olsun….? Çünkü dine kural koyma da aynı tabiata kural koyma gibidir. Ne tabiata ne de dine Allah’tan başka kimse kural koyamaz; yani yazılım (kaderleme) yapamaz.
Gerek tabiat kurallarını yani yasalarını, gerekse dinsel tüm kuralları sadece ve sadece Allah koyar. Kural koyuculuk, doğrudan doğruya Allah’ın tekelinde olan bir husustur. Yaratma erkiyle alakalıdır. Elbet buradaki yaratma erki külli olup, insan yaratıcılığına benzemez…! “İnsan yaratıcılığı”  dedik de; insanlarda Allah’tan bir cüz bulunması sebebiyle ondaki yaratıcılığı yadsımamak gerekir. Yine de insandakine pek “yaratmak” da denemez! Belki de oluşturmak, meydana getirmek, bulmak, icat yada taklit etmek falan denilir!
Dolayısıyla Peygamber Efendimiz kural koyucu değildir. Bu husus Kuran’da, konunun muhtelif yönlerine işaret eden bir çok ayette müteaddit kereler belirtilmiştir. Peygamber Efendimiz uyarılmıştır da, kendisine yol yordam gösterilmiştir de… Ayrıca eğitilmiş, öğretilmiştir de…
Allah Peygamberine dahi: “Beni kulumla baş başa bırak.”  derken; ülkemizdeki şeyhlere, müritlere ne demeli bilmem ki?  Evet; Peygamber Efendimizin  kendileri: Yaşayan Kuran’dır. Çünkü O;
 Kuran’ı en iyi anlayan ve hayatına en iyi uygulayan insandır. Ama asla, yaptığı hiçbir şey dinsel kural koymak değildir.
Bu nedenle işin bu inceliğine dikkat edeceğiz. Yapacağımız yorumları da bu inceliği göz önünde tutarak yapacağız. Evet, kul anlamındaki Peygamber Efendimiz seçkin bir insandır. Örnek bir insandır.
Ayrıca peygamberlik yapabilme vasfına da sahip bir insandır. Bu noktadaki önemli husus şudur ki:
Bu konu, yani O’nun Peygamberliği konusu, bizim dışımızda bir konudur. Bir başka deyişle, biz Kendisinin Peygamberliğini falan örnek alacak değiliz. Buna gücümüz de yetmez; vasfımız da! Bu konu iyi anlaşılmalıdır. Kendilerinin bizlere
örnekliği bu hususta değildir. Çünkü, hem hiç birimizin peygamber olma şansı yoktur, hem de örnek alacağımız hadise, O’nun peygamberliği olmayıp, kulluğudur.
O nedenle, Peygamber Efendimizi örnek edinmek bakımından bizleri; O’nun Resul olma vasfından ziyade, kul olma vasfı ilgilendirir. Çünkü dediğim gibi biz O’nun sadece kul olma vasfını örnek edineceğiz kendimize!
Yine burada iyi anlaşılması gereken bir konu daha var ki o da: Değindiğimiz gibi O’nu bir kul olarak da yüceltip ortamdan kaldırmak suretiyle O’nun kul anlamındaki örnekliğinden boşalttıkları yerleri işgal eden sahte peygamberler hatta sahte ilahların varlığı konusudur. Bu konunun ayrımına varalım. Bu konuyu iyi bilelim; tahlilini çok iyi yapalım. Yoksa perişanlıklardan asla kurtulamayız.
Peygamber Efendimizin üstün, yüce ve önemli bir insan olduğu gerçeği inkar edilemez. Onun peygamberlik vasfı dışında, nasıl da seçkin bir kul olduğunu anlamak için, inzivaya çekildiği Hira, Hicret’inde saklandığı Sevr Kovukları’nı, (mağara değil) Mekke ordularını karşıladığı, Bedir’i, Uhud’u ve Hendek’i görmek, eşleriyle vs. yaptığı spor müsabakalarını düşünmek yeter de artar bile….! İşin bu yönü çok önemlidir. Lakin burada bir de madalyonun öbür yüzü var ki; o daha da önemlidir!
O da her taşın kendi yerinde ağır olduğu noktasından bakınca görülen ve insanlığın daha önemli olduğunu gösteren yönü, yüzüdür. Çünkü insan ve insanlık olmasa peygambere de ihtiyaç yoktur.
Dolayısıyla peygamberlerin hizmetleri dahi insanlığa hasredilmiştir. İnsanlık bu yolla, yani peygamberler vasıtasıyla da nimetlendirilmiştir. Nimetlendirilmiştir çünkü; insanlık alemi bu nimetlendirmeye layıktır. Değil mi ki insan ve insanlık en şerefli yaratıktır. Bu yüzden de evrendeki en değerli şey odur.  İnsandır, insanlıktır!
Dolayısıyla ve bu cephe itibariyle kul yani insanlık, Allah nazarında peygamberlerinden daha önemlidir.! Çünkü o, yani kul, insanlık, Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve O’nun maksat ve muradının gerçekleştiricisidir.
 Şu halde biz kendimize ancak ve ancak;
 Peygamber Efendi’mizin kul olması yönünü örnek edineceğiz. Bunu yapmak için ise onu kul ve yalın haliyle ortaya koyacağız. O’nu kendi nazarımızdaki bu yerinden, tahtından asla kaldırmayacağız, kaldırtmayacağız. Çünkü kurtuluşun yolu buradadır.
                     ************************
             Beyefendi halbuki biz ve şahsen kendi adıma;
Yukarıda bizlere dönük olarak yapıyor olduğunuz ve bizlerin önce dinimizin peygamberini, sonra da Kuran’ı ortadan kaldırma gayretindeki kişiler olduğumuz yönündeki  eleştirinizi asla kabul etmiyorum…! O eleştiriyi kendi adıma tamamen haksız, yersiz, tutarsız, yanlış ve daha da öte, kasıtlı buluyorum!
Yukarıdaki açıklamalarımdan da anlaşılacağı üzere ben, aynı eleştirinin sizlere yöneltilerek yapılması gerektiği kanısındayım:
           Asıl bize dönük olarak bu eleştiriyi yapanlar, peygambersiz bir dini çoktan beri zaten oluşturmuş durumdadırlar. Üstelik Kuran’ı bile neredeyse tamamen saf dışına atmışlardır.. (!) Din diye bir alay hurafe, hikaye, rivayet, maval, martaval, siyaset örf ve gelenek anlatmaktadırlar. Bu durum bilerek yada bilmeyerek camilerimize de sıçramış durumdadır. Camilerimizde anlattıklarına bakıyorum da büyük bir çoğunluğu Kuran’la asla uyuşmayan, çatışan şeylerdir. Onlar konuşuyor, benim aklıma onların konuştuklarını  yalanlayan ayetler düşüyor tek tek.!
             Fakat bu konuda başarılı olamayacaklardır. Allah’ın tertemiz dinini temsil eden insanlar sürekli bulunacaktır. Ve Peygamber Efendimiz Mekke şirkinin karşısına Kuran ile nasıl dikildiyse, inşallah biz de onların karşısına yine aynı şekilde sadece ve sadece Kuran ile dikileceğiz.
             Kardeşim, beni iyi dinle…:
Senin bilerek yada bilmeyerek Peygamber Efendimizi nerelere gönderdiğin zaten pek belli değil…! Sen falanca zatı, şeyhi evliyayı vs. kişileri bile yedi kat göğe çıkarmış durumdasın. Peygamberimizin örnek kişiliğini ve kulluğunu ortalarda bırakmamışsın ki…! İnsanlar onu kendisine nasıl olup da örnek edinebilsin.!
             Bir de şunu unutma: Sen Peygamber’imizi kul sıfatından çıkardıktan sonra halkın nazarında öyle bir hale getirmişsin ki…? Bu halk doğru davranmak isteyenleri:“Sen Peygamber çocuğu musun?” diyerek suçlar hale gelebilmiştir! Unutma..! Bu vebal senindir!
Hem zaten Kuran’ı da bir alay tevil ve çarpıtmaya uğratmışsın! Üstelik onu halkın anlayacağı biçim üzere okunmasının önüne onlarca maddi manevi, somut ve olgusal, bilfiil nice engeller çıkarmışsın!
           Şimdi söyle bana bakalım:
           Peygambersiz din isteyen sen misin; ben mi? Benim için; “Kuran’ı ilerde ortadan kaldıracak.!” diyorsun ama kendin kaldırmış da öteye bile gitmiş değil misin?
           Peki şu halde Kuran’ı ortadan kaldıran sen misin; ben mi? Evet! Allah’ın yardımıyla biz, bir şeyler yapacağız inşallah! O da, dinimizi gelenekselleşen dinin tasallutundan, daha doğrucası üzerine sorun, kambur olmasından kurtaracağız inşallah! Evvela orta yere, net olarak Kuran’ı Kerim’i koyacağız. Sonra da önce kulluğu sonra da örnek kişiliği ile Peygamber Efendimizi koyacağız! O bizim için örnek edinebileceğimiz bir insan ve takibi imkan dahilinde olacak!
            O sizin yedi kat göklere çıkardığınız zatları da oralardan indirip kendi yerlerine göndereceğiz. Kendi yerlerinde ise rahat bırakacağız inşallah.! Ayrıca, araladığınız şirk ve küfür kapılarını da kapatacağız!
            Hem şu hususu gayet iyi biliniz ki: Biz Kuran ve Peygamber Efendimize sizin gibi düşünenlerden inşallah daha saygılıyız. Daha da inançlıyız!
             Sn. Prof. Dr. Süleyman Ateş Beyefendi’nin buyurduğu gibi; bizler Peygamber Efendimizi tanımıyor, ona saygısızlık yapıyor ve onu saf dışı etmeye çalışıyor olsaydık; önce Kuran’a inanmazdık! “Kuran da Kuran, illa da Kuran“ diye tutturmazdık.
Lütfen çok iyi dikkat buyurunuz! Kuran’ı Kerim bize değil, bizzat Peygamber Efendimize inzal edildi!  
           Demek ki neymiş efendim? “Kuran Peygamber Efendimize inzal olmuş!”
            Peki biz ne yapmışız efendim.?
            Peygamber Efendimize İnzal olan Kuran’a inanmış, itikat etmişiz. Dinsel anlamda sadece Kuran’ı temel kaynak ve baş tacı edinmeye çalışmışız. O’nu en yalın bir biçimde ve en öne koymaya çabalamışız.
            Peki Efendim bu durum Peygamber Efendimizi tanımamak ve ortadan kaldırmaya çalışmak mı demek oluyor.?
           Yahu be adam; dediğin görüş doğru olsa, biz Kuran’a da inanmayız olur biter.(!) Bunu yapan hiç mi yok…?
           Öyleyse; Haşa saygısızlık ettiğimiz bir adama inzal olan bir kitabı, dinsel açıdan niçin öne çıkarmaya çabalayıp duralım? Bakın, bir kıyaslamaya girişelim:
           Siz hiç Kuran’ı öne çıkarıyor musunuz?
           Kuran’ı anlamak için okumak konusunda insanları hiç özendiriyor musunuz.Yoksa, “Sakın ha… Meal falan okumayın. Siz yanlış anlarsınız. Hatta anlayamazsınız. Hem meal okumakla  Kuran’ı hatim etmek falan olmaz. Anlamazsınız da anlamazsınız; siz en iyisi Arapça okuyun…! Anlamasanız da olur. Nasılsa biz size bizim falanca evliyanın anladığını anlatırız; olur biter” deyip tutturmuyor musunuz.?
            Bunun üstüne de Kuran’ı anlatmak yerine; bir alay masal, maval, efsane, olağan dışılık, hurafe, örf, siyaset, hamaset, gelenek veya fi tarihinin şartlarındaki çözümleri mi anlatıyorsunuz?  Evet öyle yapıyorsunuz…!
Bunları da halka, “İşte din ve Kuran budur…!” dermişçesine yutturuyorsunuz! Nedense Kuranın anlaşılmak için okunmasından pek çok ürküyorsunuz…! Konu oraya gelince; “Aman ha…!” deyip aslan kesiliyorsunuz.
            Size kalırsa; “Oku, bol-bol oku ama anlama!” Çünkü anlamak sadece sizlere vergi olmalı.(?)
            Yani vatandaşın Kuran’ı anlayıp anlamaması sizce pek önemli değil. Hatta anlamaması önemli. İşinize gelen o çünkü!
           Öyle ya; siz zaten her şeyi anlamışsınız(!) Zaten anladığınız biçimde de anlatıp duruyorsunuz! Başkasının anlamasına ne lüzum var (?) Hem halk anlarsa sizin geleneğe dayalı dininiz yıkılır; öyle değil mi ? Üstelik de gelir kapılarınız kapanır!
           Halbuki Kuran kendisini açık, seçik, kolay ve anlaşılır bir kitap olarak tanımlıyor. Anlaşılmak üzere okunmasını istiyor. Bizlere de Araplaşmak, Arap olmak, Arapça öğrenmek gibi bir sorumluluk yüklemiyor. Ne haber…?
           Bu durumda Kuran’ı temel kaynak edinmek sizinki mi oluyor, bizimki mi!? Peygamber Efendimizi gündemden kaldırmak, sizinki mi oluyor, bizimki mi! Demek ki; Kuran’a ve peygambere saygısız olan bizler ve benim gibi düşünenler değildir. Tam tersine asıl saygılı olan ve onların takipçisi olmak isteyen bizleriz. Ve bizler Allah’ın yardımıyla inşallah, gidilen bu şirk ve dinsizlik dinlerinin yolunu, yine  Kuran ve Peygamber’imizin yolundan yürüyerek durduracağız.    
İhlaslı kardeşim, tüm samimiyetinle lütfen bu durumun farkına var. Buradaki kötü niyeti ve yanlışlığı gör. Buna ve buradan kaynaklanan toplumsal çürümeye alet olma! Hem dünyamız hem ahretimiz perişanlıklara sürüklenmesin!
Kafamızı ve aklımızı kullanalım. Alışılmışa takılıp kalmayalım ve irdeleyelim. Bilgilerimizi aklımızla yorumlayıp yargılayalım.. Bunları yaparak Yunus suresi 100. ayette belirtilen tehditten korunalım. Ayrıca şunu da bilelim ki orada belirtilen bir tehditten ziyade, toplumsal bir yasanın da ifadesidir. Bunu iyi bilelim, düşünelim! Ve ona göre davranalım.
Ne diyordu orda: “Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.” Haydi buyurun bakalım! Mübarek olsun haliniz ve halimiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder